301 Moved Permanently

Moved Permanently

The document has moved here.

Yazı Detayı
15 Şubat 2017 - Çarşamba 21:56
 
ADAM OLMAK ÜZERİNE...!
EŞREF URAL
 
 

Her şeyin ve herkesin ölümünü anlar, ama bir doktorun, hem de genç yaşta, hem de hastalanarak ölmesini, asla anlayamazdım; ta ki o küçücük ilçede, bir yüce tanrı sandığım o bilge doktor, ansızın ve erkenden ölene kadar. Seksenli yılların başından ve o küçücük sağlık ocağından söz ediyorum. Annemin sadece amiri, ve fakat benim bir büyük peygamberimdi. Annem, hala kulaklarımda çınlayan o buğulu ve titrek sesiyle, “Tuncer Bey öldü artık!” dediği an, “Allah Allah, hiç doktorlar ölür müymüş?” cümlesi dökülüverdi dudaklarımdan. Annem yanıt vermedi, ben de başka bir şey demedim. Ağladım mı bilmiyorum, belki de ağlamadım. 

              

Çocukken çok sık hasta olurdum ve Tuncer Bey benim zayıf vücuduma her dokunuşunda, tıpkı onun gibi ölümsüz olduğuma inanarak, güçlü ve sağlıklı çıkardım odasından. Her seferinde; “Gülizar Hanım, bu çocuk büyüyünce büyük adam olacak, sütünü ve harçlığını eksik etme” derdi anneme. Annem ise, benim hiçbir zaman adam olmayacağımdan yüzde yüz emin olduğu için, hiç sesini çıkartmaz, umutsuz bir şekilde, “inşallah” der, susardı.

              

Ortaokulu ve liseyi Çavdır’da okudum. O yıllarda adını hala hasret ve muhabbetle andığım dayakçı bir okul müdürümüz vardı. Nereden, nasıl ve niçin gelmişti, bize böyle bir yönetici göndermeleri için devletimize ve yüce Tanrımıza karşı nasıl bir suç işlemiştik, bilmiyorum. Beni her Cuma namazını müteakip, sanki o Cuma beni dövmezse kıldığı namaz kabul olmazmış gibi, mutlaka dayaktan geçirirdi. Özel yapılmış kırmızı bir meşe sopası saklardı çekmecesinde ve kutsal bir kitap çıkartır gibi özenle çıkartırdı ihtiyaç olduğunda. Elime, sırtıma, popoma, bacaklarıma, nereme denk gelirse indirirdi.

 

İşte bu “değerli” müdürümüz, okuldaki tüm öğrencileri, yağmur demez, çamur demez, her Pazartesi sabahı ve her Cuma ikindisi, okul bahçesinde toplardı. Üç yüzden fazla  çocuk, ürkek gözlerle ve titreyerek, pür dikkat, saçlarını jilet gibi geriye taramış o kısa boylu ve öfkeli adamı dinlerdik. Müdür Bey, sanki çok ağır yemin etmiş gibi, her seferinde, “burada ilim, irfan öğrenemeyebilirsiniz, ama mutlaka adam olarak gideceksiniz!” diyerek bitirirdi haftalık olağan işkencesini. Biz erkek öğrenciler, bu son cümlenin ne anlama geldiğini iyi kötü idrak edebiliyorduk, ama bunu kız arkadaşlarımız nasıl başaracaklardı, bir kız nasıl “adam” olurdu, işte onu bir türlü anlayamıyorduk. Ama dayakçı müdürümüz öylesine davudi bir tonda, sanki bir hadis gibi söylerdi ki bu cümleyi, daha ötesini soramaz, bu işkence dolu yılların bir an önce geçip gitmesi için sessiz sessiz dua ederdi

 

Benimle birlikte aynı sıralarda dirsek çürüten ve aynı zulme, aynı işkenceye tutulan arkadaşlarımın pek çoğu, ilim ve fenle uğraşmak yerine, saygıdeğer dayakçı müdürümüzün nasihatlarına itibar ettiler ve “adam olmayı” yeğlediler. Ancak ben, adam olmak yerine, ilim ve fen tahsil etmeyi tercih ettim. Türkçe dersine Beden Eğitimi, Sosyal Bilgiler dersine Müzik ve Matematik dersine Resim öğretmeninin girdiği o eğitim öğretim curcunasında, ne yapıp edip, bir üniversiteye atabildim postumu.

 

Peki, iyi güzel, ilim ve fen tahsil ettim de, adam olabildim mi? İşin bu tarafı bana göre hala belli değil. Anama sorarsanız, bana ta çocukken koyduğu teşhisin doğruluğundan yüzde yüz emin. Bana sorarsanız, sanırım annem haklı çıktı, adam olamadım ve bu saatten sonra da “adam olmayı” hiç düşünmüyorum. Çünkü ne vakit “adam olmak” üzerine bir nasihate  muhatap olsam, o zalim okul müdürü, bana attığı dayaklar ve çektiği iğrenç nutuklar geliyor akl

 

Peki Doktor Tuncer Bey ne düşünüyor? Bunu gerçekten bilmek isterdim, ve fakat şu halde bilmem olanaksız. Ama bir gün kavuşursam, ilk önce bu soruyu soracağımdan hiç kuşku duymuyorum.

 
Etiketler: ADAM, OLMAK, ÜZERİNE...!,
Haber Yazılımı